• : Function ereg() is deprecated in /home/www/trsavunma/includes/file.inc on line 646.
  • : Function ereg() is deprecated in /home/www/trsavunma/includes/file.inc on line 646.
Haberi Kopyala
11.06.2008 - 03:19

Füze ve Roket sistemleri

Teknolojik buluşların ve bunların askeri teknolojiye yansımasının gün geçtikçe hız kazandığı dünyamızda özellikle havacılık, balistik füze, nükleer silahlar ve uzay teknolojileri konusunda hemen her ülke klasik satın alma alışkanlıklarının dışına çıkarak kendi milli güçlerini geliştirmeye çalışıyor. Silahlanma her alanda teknolojik boyutlar kazanırken özellikle geliştirilmesi ve sahip olunması uçak üretimine göre daha kolay olan balistik füze ve roket üretimindeki gelişmeler ilginç bir özellik arz ediyor. Uzay araştırmalarının temelini oluşturan balistik füzeden yoksun ve aynı zamanda nükleer teknolojiye de sahip olmayan ülkelerin dünyada hiçbir surette birinci sınıf ülkeler arasında yer alamayacaklarına dair yapılan yorumlar ve yine bu bağlamda oluşturulan küresel güç olmaya aday ülkeler listesi geleceğe dönük söz konusu çeşitli sınıflandırmaları ortaya koyuyor. Roket ve balistik füzelerin 2006'da yaşanan Hizbullah-Israil savaşındaki etkin rolü ve özellikle kısa menzilli platformlara karşı savunma zorluğunun anlaşılması, hele ki bu tür silahların nükleer-kimyasal-biyolojik (NBC) ile donatılması halinde yaratabileceği sonuçlar daha da önem arz etmektedir. Dünya'da çoğu Ortadoğu'da yer alan birçok ülke roket ve füze teknolojisine önem verirken yine söz konusu ülkelerin buna paralel olarak kitle imha silahı (KİS) kategorisine giren platformlara da yönelmeleri ABD başta olmak üzere çok sayıda ülkeyi bunlara karşı önlem almaya zorlamıştır. Bu bağlamda 2008 yılında Başkan Bush'un istekleri doğrultusunda ABD'nin füzesavar savunma sistemlerine 12 milyar dolar harcaması öngörülmektedir. Bu rakam ABD'nin Soğuk Savaş döneminin her hangi bir yılında benzer sistemler için harcandığının üç mislidir. Yine bu doğrultuda ABD'nin füze savunma sistemleri için önümüzdeki 6 yıl içinde 60 milyar dolar gibi ciddi bir harcama yapacağı da tahmin edilmektedir ki bu olağanüstü bir harcamayı söz konusu etmektedir. Bu rakamın bu denli artış göstermesi hele ki Rusya gibi büyük bir gücün. Soğuk Savaş sonrası stratejik platformlarının bu kapsamda ABD'yi vurabilecek kapasitedeki kıtalararası balistik füzelerin önemli ölçüde azaltmasına karşın hedeflenmesi soru işaretlerini beraberinde getirmektedir.

Bunun yanıtını Rusya'nın son aylardaki ABD'yi SS-27(Topol-M) füzeleri örneği yeni silahlarla adeta Soğuk Savaş günlerini anımsatırcasına tehdit etmeye başlamasında, Çin'in kıtalararası balistik füze envanterini arttırmasında. Kuzey Kore, Pakistan ve bilhassa İran'ın balistik füze programlarındaki gelişmelerde bulabiliriz. Aksi takdirde ABD'nin füzesavar sistemlerini geliştirmedeki ihtiraslı tutumunu açıklamak zorlaşır.

Bugün dünyada kendi uçak sanayilerini kuramayan ülkelerin füze sistemlerine yönelmeleri olgusunun boyutlarını değişik kıtalardaki 32 ülkenin balistik füze envanterlerinde ve bunların kendi milli üretim çalışmalarında aramak gerekir. Hiç şüphesiz bu ülkeler arasında şimdilik Çin, Fransa, Kuzey Kore, Rusya Hindistan, İsrail, Pakistan ve İngiltere nükleer silahlara sahiptir veya bunların nükleer silaha sahip olduktan düşünülmektedir. Bunlar arasında da şimdilik yalnız Rusya ve Çin'in, ABD'yi vurabilecek menzile sahip olsa da yakın gelecekte İran,Pakistan ve Kuzey Kore’nin de bu güce erişeceği tahmin edilmektedir. Bu ülkelerin ve özellikle Kuzey Kore ve Çin'in ellerindeki teknolojilerini hevesli ülkelere satma konusuna açık olabilecekleri de göz önüne alınırsa ABD'nin korkusunun nedenleri anlaşılır. Nitekim Başkan Bush'un 2000 yılındaki başkanlık kampanyasının ana konularının ve vaatlerinin başında balistik füze ve füze savunma sistemlerinin geliştirilmesi geliyordu. Bu nedenle de Bush yönetimi, 2002 yılında Rusya ile ABD'nin 1972'de imzalamış oldukları Füzesavar Sistemleri Anlaşması'ndan çekildi. Bunu izleyen yularda da ABD'nin geliştirmeyi düşündüğü sistem için Avrupa'da müttefikler aradığı ve son yıllarda Polonya ve Çek Cumhuriyeti "ne bu sistemleri yerleştirme konusunda çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Hatla bu çalışmaların başka ülkelere de yayılması ve Türkiye'ye de bu kapsamda çok güçlü radar sistemleri yerleştirilmek istendiği doğrultusunda iddialar öne sürülmektedir. Bush yönetiminin iddialı bir şekilde yürüttüğü füzesavar sistemleri çalışmalarının 7 değişik programda ele alındığı ve bunlar arasında iki de bunlara ilişkin uydu programlarının olduğu söylenmektedir. Ne var ki geçmişteki çeşitli denemelerde çok da başarılı olmayan programların bazılarının iptal edildiği veya yeniden düzenlendiği ve/veya tamamen bastan ele alındığı hususu çalışmaların çok boyutluluğunu göstermektedir. Ancak anlaşılan odur ki; ABD'nin şu anda özellikle ele aldığı husus, karşı konulacak düşman balistik füzelerini, ilk ateşlenme anından itibaren, yani olabildiğince çabuk yakalamak ve önlemektir. Yine başka önemli bir konu da birden çok hedefe yönelmiş çok başlıklı füzelere karşı korunmaktır. 1980'lerden bu yana ABD'nin çok önem verdiği bu programların özellikle Clinton döneminde örnek olarak havadan ateşlenen lazer sisteminde ciddi gecikmelere maruz kaldığı bilinmektedir. Ne var ki konuya silah üreticilerini de memnun edecek bir ciddiyetle yaklaşan Bush yönetimi, programlarının daha hızlı ele alınmasının yanı sıra bütün bunların tek çatı altında toplanıp tek elden yürütülmesi stratejisini de uygulamaya geçirmiş ve son aylarda konuyla ilgili yapılan tatbikat ve denemelerde önemli sonuçlara erişilmesini sağlamıştır.

Stratejik nükleer varlık

Nisan 2008 itibariyle ABD'nin kıtalararası balistik füze sayısı 550, bunların taşıyabileceği nükleer başlık sayısı 1600, denizaltılardan atılabilecek füze sayısı 432, bunlara ait nükleer başlık sayısı 3216, bombardıman uçağı sayısı 243, bunların atılabilecek nükleer başlık sayısı ise 1098'dir. Buradan anlaşılacağı üzere ABD'nin elinde halen 5914 adet nükleer bomba bulunmaktadır. Buna karşı Ocak 2008 itibariyle Rusya Federasyonunun elinde 481 kıtalararası füze ile bunlarla atılabilecek 2027 nükleer başlık. 288 denizaltından atılabilecek balistik füze ile bunlarla sevk edilebilecek 1488 nükleer başlık. 79 bombardıman uçağı ve bunların atabileceği 632 nükleer bomba bulunmaktadır. Bu bağlamda Rusya Federasyonu'nun 4147 nükleer başlığa sahip olduğu ve ABD'nin güçlenen Rusya'ya karşı füzesavar sistemleri geliştirmek için çalışmasının (belki de) gerçek nedeni anlaşılabilir. ABD'nin bugün elindeki füzesavar savunma sistemleri Clinton yönetimince "Ulusal Balistik Füze Savunması" diye adlandırılan, yerde konuşlandırılan çok kademeli önleyici füze sistemidir. Bu sistem atmosfer dışında füzeden ayrılan vurucu aracın uzayda radar ve enfraruj sistemleri ile hedefi bulması ve fiziki olarak vurması şeklinde çalışır. Buradaki avlama yöntemi hedef füzenin yarı yolda, uçuş esnasında vurulmasıdır. Bu sistem çeşitli denemelerde kimi zaman başarılı kimi zaman da başarısız sonuçlar elde etmesi açısından hala üzerinde tereddütler ve sorunlar ihtiva etmekledir. Bu sistemin iyi bir şekilde işlemesinin erken uyan radarlarına bağlı olduğu ve bu nedenle Ortadoğu. Avrupa. Alaska ve Grönland'da yeni ve etkin radar üslerinin kurulması gereğinin söz konusu olduğu yetkililerce ifade edilmektedir.

ABD’nin hava savunma sistemleri

Aegis Balistik Füze Savunma Sistemi: Bu sistem deniz üzerinde gemilerde konuşlandırılır. Standard Füze 3 veya SM-3 denilen savunma füze sistemine dayanır. 100 kadar ayrı hedefi aynı anda tespit ve izleme olanağına sahiptir.

SM 3 Füzesi 3 kademeli ve hedefi vurarak çalışan bir sistemdir. Ne var ki Stratejik Kıtalararası Füzeleri önemede yavaş olduğuna dair şüpheler vardır. Bunu gidermek için düşman tarafından fırlatma safhasında tespite ağırlık verme yolunda Pentagonca kısa ve orta menzilli füzelere karşı da etkin olabilecek bir uygulamaya gidilmesi yolunda karara varılmıştır.

Havada Konuşlandırılmış Lazerli Savunma: Bu sistem buna göre uyarlanmış bir Boeing 747 uçağının kimyasal oksijen-iyodik lazer topuyla konuşlandırılmasına dayanır. Sistem başlangıçta savaş alanındaki kısa ve orta menzilli füzelere karşı düşünülmüş ise de stratejik kıtalararası füzelere karşı da kullanılabilmesi yönünde düşünceler oluşmuştur. Bu sistem menzilleri açısından bütün söz konusu füzelerin fırlatma safhasında etkisiz hale getirilmelerini öngörür. Pentagon'un bu sistemi 2008-2010 yıllan arasında hizmete sokacağı öngörülmektedir.

Terminal Yüksek irtifa Alanı Savunması: Bu sistem atıştan sonra tek kademeli füzeden ayrılan bir vuruş aracıdır ve hedefi fiziki vuruşla imha eder. Füze taşıyıcı bir kamyondan ateşlenir. Kısa ve orta menzilli füzeleri seyirlerinin sonlarına doğru atmosfer içi veya dışı yakalar. 2008 yılı içinde hizmete girmesi planlanmıştır.

Patroit Geliştirilmiş İleri kapasite (PAC-3) sistemi: Hedefi seyyar bir fırlatıcıdan atılan tek parça ve fiziki vuruşla imha eden füzedir. Kısa ve orta menzilli füzeleri alçak irtifada nihai uçuş safhasında yakalar. Yüzde 90 başarı ortalamasına erişmiş ve halen kullanımda olan bir sistemdir.

Uzay izleme ve Gözlem Sistemi (Uzaya Konuşlu Düşük Enfraruj Sistemi): Temelde iki uydu ihtiva etse de 30 kadar uydunun bir takım olarak Amerikan Füze-savaı Savunma Sistemine bilgi ve veri konusunda katkıda bulunması şeklinde tasarlanmıştır. 2011 yılından önce tam olarak kullanıma girmesi beklenmemektedir.

Uzay Konuşlu Yüksek Enfraruj Sistemi: Bu sistem jeosenkronize yörüngedeki dört uydu ve iki eliptik yörüngede bulunan uydu üzerindeki sensorlardan müteşekkildir. Ana amacı ateşlenen füzelerin etkin izlenmesini sağlayıp bildirmektir.

Kinetik Enerji Önleyicisi: Üç güçlü fırlatma sistemi ve bir imha edici araçtan müteşekkildir. Kıtalararası balistik füzeleri saniyede 6 km süratle çarpma gücüyle imhayı öngören bir sistemdir. Atılan düşman füzesini fırlatma anında yakalamayı hedefler. 2008 yılında denemelerine başlanacak bu sistemin kara. deniz ve uzaya koşullandırılması tasarlanmaktadır.

Türkiye açısından gelişmeler

Komşularımızın Yunanistan hariç balistik fiize geliştirmeye uçak alımlarından fazla önem verdikleri ve bir kısmının elinde KİS'ler bulunduğu veya bunların üzerinde modernizasyon çalışmaları yaptıkları bilinmektedir.

Ülkemizin envanterinde mevcut roket ve balistik füze platformları ise;

- ATACMS sistemleri, (12 fırlatıcılı rampada 72 balistik füze olarak mevcuttur)

- Geliştirilen, TR-122 (Topçu roketleri), TOROS-230, TOROS-260, KASIRGA (WS-1), YILDIRIM (B-611) ve devamı olarak JAGUAR projesiyle geliştirilmekte olduğu söylenen Çin menşeli WS-1B benzeri platformlar şeklinde tanımlanabilir. Bunlar arasında: TOROS 230A,230mm.çapında, 4,1 m. uzunluğunda. 326 kg ağırlığında olup güdümsüz olarak 10-65 km. menzile ve 105 mlik bir tahrip alanına sahiptir.

TOROS-260A ise 260 mm. çapında, 4,8 m. uzunluğunda, 483 kg. ağırlığında olup güdümsüz olarak 15-100 km. menzile ve 150 m.lik tahrip alanına sahiptir.

Bunların dışında ABD'den alınmış MLRS'den (Çok Namlulu Roketatar Sistemleri) acil durumlarda atılabilecek 227 mm.lik Türk roketlerinin ve yine tamamen milli. 227 mm.lik güdümlü MLRS projelerinin geliştirildiği de söylenmektedir. Ciddi bir hava gücü olan ülkemizin karadan karaya balistik füzeler konusunda başlattığı ümit veren çalışmalara göre karadan havaya savunma füzeleri edinme ve üretim konusundaki yavaşlığı bir an önce halledilmesi gereken bir olgudur. Çünkü çevremizdeki ülkelerin ciddi füze envanterleri ve bunları kullanma konusundaki hevesleri bellidir. Türkiye'nin bu bakımdan elindeki kısa menzilli füze savunma sistemlerine ek olarak orta ve uzun menzilli füzesavar savunma sistemleri konusundaki ihalelerini de bir an önce sonuçlandırması kaçınılmazdır. Bu bağlamda edinilmesi planlanan orta menzilli Hawk savunma füzeleri ve 8 AN/MPQ Sentinel radarları ile yine 4 adet Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma platformları projelerinin Türkiye'nin hava savunma imkân ve kabiliyetlerine büyük katkıda bulunacağı açıksa da gönlümüzden geçen husus bu tür silahların milli kuruluşlarca, milli yazılım ve kabiliyetlerle donatılarak üretilmesidir.
Ali KULEBİ

.
Kaynak/Devamı: http://www.ssm.gov.tr/TR/dokumantasyon/basinbulteni/Pages/20080609.aspx

Yorum Yaz